• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • TARA GÜRSES - YAZAR ve ARAŞTIRMACI KİŞİSEL WEB SAYFASI
YAŞAM BİLMECESİ
Hayat herkes için zordur. Ona katlanma ve algılama biçimleri de kişiden kişiye değişir. Herkes kendi algı seviyesine göre ve alması gereken öğretiler kadar açıktır bilgiye ve gerçeklere.

Maalesef dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren bize kodlanan her bilgi , hayat ve yaşamlarımızın değeri, kendi değerimiz konusunda bizi hep baskılayıcı nitelikte. Algı yanıltıcı sayısız manipülasyonlar altındayız. Bunların da temelinde dini inançlar ve bu sistemlerin bizlere zorla yutturduğu gerçeklikten uzak yapay bir gerçeklik var.

Bunların başında başımıza her ne gelirse bunun sebebinin Tanrı olduğu ve ondan korkmamız gerektiği inancı gelir. Bu öyle bir Tanrı’dır ki, canı istediğini sever, canı istediğini yerden yere vurur. Hayatlarımız onun elindedir ve biz eğer itaatkar olmazsak bizim canımıza okur. Hatta bu Tanrı sevgiden hiç bahsetmez. Sürekli öfkeli ve tehditler savuran bir Tanrı’dır. Sevgiyi dile getiriş biçimi bile Tanrısallık kavramından uzaktır. ‘’Benden başkasını çok seversen onu senden alırım ‘’ der mesela.

Şimdi burada size söyleyeceğim şeyler hoşunuza gitmeyebilir ama bu hapsolduğunuz realiteden çıkmanız için gerekli . Bunları yıllardır yazıyorum ama sürekli yazmak gerektiğini anladım. Beni bunca yıldır takip eden insanlar için bile ..
Tüm evrenleri ve yaşadığınız gezegeni yaratan, tün varlıkları yaratan bir YARATICI var. Buna enerji de diyebilirsiniz, bir form da verebilirsiniz. Adı Allah,Tanrı,Elohim ya da Kutsal Ruh olabilir...




Ama sizin anladığınız şekilde sizden başka Tanrı yok. Hayatlarınız, kader dediğiniz kontratları her şeyi siz yazıp çizip oynuyorsunuz. Hayatınıza dair bütün seçimleriniz sizin hür iradenizle karar verdiğiniz şeyler . Buraya gelmeden önce de, buraya geldikten sonra da. Yaptığınız her seçim sizin nasıl biri olacağınızı ve neler yaşayacağınızı belirliyor. Burada size karışan bir güç,bir otorite yok.



Dinlerin insana yaptığı en büyük kötülük kendinizi değersizleştirip, unutturmasıdır. Asıl yoldan çıkış budur. Kendini kaybeden, kendine yolunu kaybeden bir insan kukladır. Kim nereye yönlendirirse oraya gider. Kuklaların özgür iradesi yoktur. Kuklalar sorumluluk almaz. Çünkü kendi aklı olmadığı için hep daha üst bir akıl tarafından manipüle edilirler. Bu dünyadaki bütün kötülüklerin sebebini Tanrı’ya atarlar. Sonra da neden yardım etmiyor derler.

Şimdi burada bile inanılmaz bir çelişki var. Madem bu kadar kötülüğü isteyen irade o, neden yardım etsin? Şimdi sizlerin kafanızdaki Tanrı imajı nedir, nasıl oluştu bilemem ama TANRI sizin bildiğiniz gibi değil.

Evrensel yasalar ve İlahi adalet size öğretildiği gibi işlemiyor. Birincisi bu dünyaya geldiyseniz herkes kendi seçimlerinden ve eylemlerinden sorumludur. Yok öyle rahatlık. Yap – et sonra suçu Tanrı’ya at. Tanrı istemeseydi engel olurdu ya da beni çarpardı, cezalandırırdı mantığı. Hele bir de ''yılın 11 ayı istediğini yap bir ay Tanrı’yı düşün , ya da bir gece affedilme duası oku hepsi silinsin, bütün günahlarından kurtuldun'' palavrası diye bir şey yok.

Bunların hepsi dinlerin insanları kontrol mekanizmasının işleyiş yöntemleri. Sizi sürekli kontrol ederken, baskılarken ve etinizden, sütünüzden, derinizden, iliğinizden ve kemiğinizden ve hatta ruhunuzdan beslenirken arada bu sisteme çalışanları ödüllendirmek için ortaya atılan saçmalıklardan başka birşey değil.

                  

‘’Dünya çok acı çekiyor, ama kötü insanların şiddetinden değil, iyi insanların sessizliğinden. ‘’ diyen bir Albert Einstein var. Bu dünyaya gelmiş kafası en çok çalışan adamlardan biri. Bir üstad. Evrenlerin yaratılışını çözen adam. Ve bu cümlede tamamen bir farkındalık var.

İnsanoğlu’nun en büyük günahı kendi içindeki Tanrı parçasını unutması ve yoldan çıkmasıdır. Yaratılmış herşeyde Tanrıdan bir parça vardır. Bütün canlılarda. Yaşadığımız gezegen bile canlı bir organizmadır. Ve onun da ruhu vardır. İnsan dışında da bütün doğada ve canlılarda birlik bilinci ve vicdan vardır.

İnsanlığın büyük çoğunluğunda da bir Tanrı inancı vardır. Ama görmediği sadece hissettiği ya da olduğu söylenen bir varlık olarak bu inanca sıkı sıkıya bağlıdır. Ama melekler söz konusu olduğunda, ruhlar ya da dünya dışı varlıklar bunlara hep şüphe ile yaklaşılır. Hem de bütün inanç sistemlerinde Yaratıcı’nın sınırsız sayıda alemler ve sayısız boyutlar yarattığı ve o boyutlardaki farklı türlerden bahsetmesine rağmen.

Mesela, Peygamberler, ermişler, velilerin mucizelerine inanılıyor da, normal, sıradan insanların yaşadığı mucize niteliğindeki olaylara inanılmıyor. Mobese kayıtlarında yakalanan görüntülerin pek çoğu sahte, montaj, film hilesi oluyor da bu tür olayların gerçekten olabileceği neden reddediliyor? İşin ilginç yanı ,gözümüzün gördüğü şeylere inanmak isteyip, gözümüzün görmediği şeylerin peşinden giderek yine görmediğimiz ama gerçek olan şeyleri reddetmeye gidiyoruz. Görsek bile reddediyoruz.

Şimdi burada söylenecek pek birşey kalmıyor aslında. Yolda karşıdan karşıya geçerken bir araba çarpmak üzere olan birisini, resmen ışınlanarak ortaya çıkan insan formunda bir varlık yine aynı hızla yolun karşısına geçirip sonra geldiği gibi aniden kayboluyorsa, bunu deli saçması, montaj, bir zıpırın yaptığı şaka olarak düşünebiliyorsunuz.

Diyelim ki öyle, bu kişi bu ilhamı nereden almış olabilir ? Birileri bu tarz şeyler anlatmış, yaşamış, o da bundan esinlenerek yapmış olabilir. Bugüne kadar sinemalarda koştura koştura gidip de seyrettiğiniz bilim kurgu veya fantastik filmlere konu olan olayların daha önce yaşanmış veya yaşanmakta olan ama bizlerden gizlenen gerçekler üzerine olduğunu hiç fark etmediniz mi?. Belki de seyrettiğiniz görüntüler gerçektir. Ama siz görmeyi reddediyorsunuzdur. Dünya dışı yaşam formlarının konu edildiği pek çok filmde o türlerin gerçekten var olabileceğini hiç düşünmediniz mi?



İnsan beyninin hayal edebildiği her şey zaten aslında vardır. Zihin uzay – zaman ve boyutlar arası esnekliğe sahip bir algıya sahiptir. Ve içimizdeki Tanrısal parçacık tüm boyutlarda, evrenlerde ve zaman dilimlerinde kollektif bir bilincin de parçası olmamızı sağlar. Bu kollektif bilincin mesajlarını almamız veya algılamamız çok doğal. Tabii ki bunlar bizim algı seviyemizle de alakalı. Ama siz algılamıyorsunuz diye algılayanları ‘’deli’’ diye sınıflandıramazsınız.

Akıl hastaneleri sırf durugörü yetenekleri gelişmiş, altıncı his dediğimiz duyuları herkesden daha fazla çalıştığı için herkesin görmediğini gören, duymadığını duyan pek çok sözde şizofreni teşhisi konulmuş hastalarla dolu. Ama diğer taraftan, ateşin kendisiyle konuşan bir Tanrı olduğunu iddia eden Hz.Musa, Tanrı’nın oğlu olduğunu iddia eden bir Hz.İsa ( annesi Cebrail isimli melek tarafından hamile bırakılmıştır) ve gördüğü rüyalarla ve kendisine gelen haberci meleklerle Peygamber olduğunu söyleyen bir Hz.Muhammed figürü var. Bunlara inanıp ve hepsinin ortak tek bir Tanrı’dan bahsetmesine rağmen, her bir peygamberin kavmini bir diğerine düşman belleten ve birbirlerinin Tanrı’larını reddeden inanç sistemlerinin kölesi oluyorsunuz.


Cennet cehennem kavramının bile gerçek olmadığını itiraf eden bir Papa bile varken ,Kutsal sayılan bütün kitapların ve metinlerin ellerinde tutulduğu bir Vatikan varken ve insanlara herşeyin yanlış anlatıldığı, pek çok öğretinin ve gerçeğin insanlardan saklandığını itiraf ederlerken, İnsanlık tarihi olarak bizlere yutturulan Alice Harikalar Diyarı masallarına hala daha bu şekilde inanmaya devam ediyorsunuz.




Dünya dediğimiz gezegen bir okuldur. Bir eğitim alanıdır. Sınıfta kalanların aynı sınıfı tekrar okuması gerektiği bir kural vardır burada. Amaç öğrenmektir. Önce insan olmayı sonra da içinizdeki Tanrı’yı, Tanrı olan parçanızı keşfetmenizi.

Bu çok uzun bir yolculuktur. Bu okulda her dönem sonunda tatilden her geri dönüşünüzde bir önceki sınıftan geçemediğiniz dersleri tekrar alırsınız. Eksik derslerinizi tamamlarsınız. Pek çok öğretmeniniz vardır. Pek çok rehber öğretmeniniz de. Yine her dönem sonunda hangi dersleri almak istediğinize siz karar verirsiniz. Bir önceki dönemde yaptığınız hataların veya kopya çektiyseniz bunların telafisi ise şart koşulur. Ama ne şekilde olacağı da sizin seçiminizle olur. Yapılan yanlışların ve kaçırılan derslerin derecesi de önemli tabii. Daha önceki dönemlerde okulun kurallarına aykırı yapılan her eylem, işlenen suçlar cezai işlem gerektirir. Hiç kimsenin bir diğerinden ayrıcalığı yoktur. Sadece kat edilen yol ve geldikleri aşama ve geride bıraktıkları eğitimin ayrıcalıklarını taşırlar. Kimi öğretmen olmayı seçer. Kimisi doktor, kimisi adalet koruyucu, kimisi bilim adamı, kimisi gezgin, kimisi filozof...

Cennet cehennem kavramlarını da biz yaratırız. Bunu da içimizdeki Tanrı olan parçamızın kendisi yapar. İşlenen suçun büyüklüğüne karşı gelebilecek bir yaratım yapar. Ve onu yaşattırır. Yaşam süremiz, alacağımız dersler, ek dersler gireceğimiz sınavlar, hepsini biz seçiyoruz bir kurulun karşısında. Burada Karma Yasası dediğimiz şey devreye girer. Eğer çok ağır suçlar işlendiyse bunun bedeli sadece bir yaşam değil birden fazla yaşam süreçlerinde temizlenebilir ancak. Bu arada da aynı hataları yapmamak kaydıyla. Bazen bu hatalar sizden gelen soylara kadar uzanır. Hele bir de Evrensel yasalara aykırı geldiyseniz...

Varoluşun prensibidir: Hiç bir davranış, hiç bir oluş, hiç bir yanlış silinmez. Herşey kayıtlıdır.Ağzınızdan çıkan her söz, her düşünceniz ve her duygunuz kaydedilir. Önce sizin enerji bedenlerinize kaydolur oradan da evrensel kayıtlara geçer. Kimsenin bunları silmeye yetkisi ya da gücü yoktur. Ancak ve ancak siz farkındalıklarınız artar ve derslerinizi,öğretilerinizi alırsanız ve bunları hazmederseniz o kayıtlar sizin vasıtanızla arşive kalkar. Artık etkisi kalmaz.

İlahi adalet dediğimiz şey beklediğiniz gibi göksel bir varlıktan gelmez aslında. Sizden gelir. İçinizdeki oto-kontrol sistemidir bu. Adına da ‘’Vicdan’’ diyoruz. Ve o vicdan siz kapattığınız kadar karanlıkta kalır. Söz hakkı ona geçtiğinde karanlığınız kadar karanlıkta kalırsınız. Yani kimse güvenmesin cennet – cehennem yok diye. Her eylemin bir geri dönüşümü vardır. Bu da tamamen size bağlı. İçinizdeki ışığa ya da karanlığa...

Tara Gürses
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
170 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret39855
Saat