• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • TARA GÜRSES - YAZAR ve ARAŞTIRMACI KİŞİSEL WEB SAYFASI
GAİA'YI ONURLANDIRMAK


Öyle bilgiler geliyor, görüyor ve hissediyorum ki bunları olduğu gibi paylaşmak çok zor geliyor. Her bilinç ve onun algı seviyesi birbirinden farklı çünkü. Benim her ne yaşarsam yaşayayım, ne görürsem ya da hissedersem her şeyin içindeki güzelliği, armağanları ve olması gerekenin mantığını keşfederek onu kabul etmek ve yansıtmak gibi bir yapım var.

Hayatımda hiçbir zaman felaket habercisi olmadım ve olmam da. Öncelikle bunu bilerek okuyun aşağıdaki yazdıklarımı. Kitaplarımı okuyanlar ve yazılarımı takip edenler bilirler, özellikle son birkaç yıldır Dünya’nın çektiği acılardan, Global olarak yaşadığımız titreşim atlamalarından ve sistemin çöküşü ile ilgili verdiğim bilgilerden sonra aşağıda yazdıklarımı iyi okuyun. Satır aralarına , kelimelerin titreşimine ve derin de ne anlam ifade ettiğine odaklanın. Çünkü bu yazıyı yazarken son derece dingin ve nötr bir enerji ile yazıyorum.




Ancak söyleyeceklerim farklı titreşimlerdeki insanlar tarafından, doğal olarak farklı algılanacaktır. Belli bir farkındalığa ulaşmış ve dünya, evren ve varoluşumuz hakkında belli bir algıya sahip insanlara özellikle vermek istediğim mesajlar var.

Bundan iki gün önce gece saat 2-3 civarlarında bir yere çekildim. Uyanıkken ve çok zor da olsa gidip yatağa kendimi atmamla çağırıldığım yere gittim. Beni çağıran bir Kızılderili yükselmiş üstatdı. Ve kendimi bir Şaman ritüelinin ortasında buldum. Herkes ışık bedenler halindeydi. Ve Doğa’nın ruhuna, dünya annemize, Gaia’ya ya da toprak anaya bir çeşit bağlılık töreniydi ve onun mesajlarını iletmek üzere orada bulunduğumu anladım.


Sizlere yıllardır Dünya’nın çok acı çektiği ve buna insanın sebep olduğundan , uyanmamız ve sahip olduğumuz ( şimdilik ve bu bedenle) tek evimizi korumamız gerektiği mesajları veriyorum.



İnsan on binlerce yıllık döngüsünde çok önemli bir noktaya geldi. Yeryüzünde pek çok Gaia şifacısı olduğunu biliyorum. Bugüne kadar çoğumuz yalnızdık çalışmalarımızda. Bizlerin sırf yaşadığımız yerlerde bulunmamız bile o bölgeyi korumaya ve şifalandırmaya yetiyordu. Pek çoğumuz bilerek veya bilmeyerek vortex’lere ya da oralara yakın yerlere konuşlandırıldık. Ya da çok yüksek enerjisi olan yerlere gönderildik.

Gönderildik diyorum çünkü bunu benim gibi yaşayan pek çok kişi olduğunu biliyorum. Şu anda bulunduğum yere de o şekilde geldim.Bir gece astralda önümde bir harita açıldı ve bana ‘’buraya gitmen gerekiyor, burada olmalısın ‘’ dendi. Sabah uyandığımda kızlarıma ‘kalkın buradan gidiyoruz' dedim. Ve beni sorgulamadılar. Çünkü çok küçük yaşlardan itibaren benimle birlikte pek çok şey yaşadılar, bu tarz eylemlerime çok tanık oldular. Ve bana hep dediler ki ‘ Anne sen nerede biz orada. Sen neye karar verirsen biz de onaylıyoruz’ Ama çok küçük yaşlarından beri;hayatımla ilgili her ne konuda olursa olsun bir karar vermem gerektiğinde onların da fikrini sormam ve onayını almamdan ve en zor zamanlarımızda bile yaşadığımız mucizelere tanık olmalarından,belki de bu kadar çabuk uyum sağlamaları.

Şimdi yeryüzündeki bütün şifacılar ve dört elementten herhangi biri veya birden fazlası ile uyumlanmış, bu toprak olur, su olur hava ya da ateş hiç fark etmez; onunla iletişimi olan herkesin yalnız çalışmaları bırakıp Dünya Ananın ruhu ve koruyucuları ile aynı titreşim boyutuna bağlanmaları gerektiği bir zaman.

Avatar filmini seyredenler bilirler. O gezegenin ruhunu yansıtan devasa boyutlarda bir ağaç vardı. Ve her Navi (Şaman halk) ona bağlanıp onunla ortak bir bilinç oluşturup gezegeni ve şifaya ihtiyacı olan herkesi şifalandırabiiyordu. Orada ben veya bireysellik yoktu. Herkes eşitti. Ve ağaçların yeraltındaki kökleri gibi yüzeyde yayılmış, dağılmış ama doğanın bir parçası idiydiler. Şuurları ortak, varlıkları bir’di.

Bunları neden yazıyorum. Çünkü Gaia’nın bana anlattığı : Artık zamanı geldiği…Güçlerimizi birleştirmenin ve birbirimizle ruhsal anlamda iletişimimiz için gerekli bütün kapıların açıldığı… Bugüne kadar beklediğimiz, ve ne zaman, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, neden bana mesaj gelmiyor?, ben kimim, neden buradayım?, önemli bir misyonum var gibi hissediyorum, varlığımın burada bir amacı olmalı- hissediyorum ama ne bilmiyorum ‘’ diyen herkesin uyanma vakti geldi.



Kendinizi bir şeyin, sizden çok daha büyük bir şeyin parçası gibi hissedip onun eksikliğini ve ruhsal anlamda boşluğunu hissettiğinizi biliyorum. Doğa ana diyor ki: Önemli olan bu gezegen. İnsan değil. Kaybolmuş ruhlar için üzülmeyin veya üzülmeyi bırakın. Bu onların seçimleri. Karması. Tıpkı Amerika’nın yaşadıkları gibi. Kayıplar için de üzülmeyin. Çünkü her ne yaşanıyor ve oluyorsa , olması gerektiği için oluyor. Dünya için sevinin. Geride kalacak olanlar, dünyanın ruhu ile bağını kaybetmemiş olanlar olacak. Herkes kendi kendinin kurtarıcısı olacak.

Sevgiyi, merhameti dilinde değil de, yüreğinde yaşayanlar; paylaşmayı, dünyanın kendilerine sunduğu hayatı ‘’İnsan’’ olarak onurlandırabilenler, dünyanın ‘’Gaia’’nın sevgili çocuklarıdır. Doğa ana çocuklarını sever ve korur.

Kıtalarda hüküm süren palyaço kralların hükmü sona erdi. Artık Ana Kraliçe uyandı ve bundan sonra o hüküm sürecek. Bu saatten sonra görmeyen güzler, duymayan kulaklar , sevmesini bilmeyen yürekler, düşünmeyen beyinlerin de kurtuluşu yoktur. Çünkü doğa ana artık insana AMAN vermeyecek. Haykırışlar boşuna olacak…

Sizinle bir süre önce paylaştığım bir yazımda Doğa Ananın Amerika’ya dört elementle birden savaş açtığını söylemiştim. 2017 sonlarına doğru arka arkaya gelen bütün doğal felaketler ‘ daha önce hiç görülmemiş büyüklükte kasırgalar, depremler, tsunami veya su baskınları, yangınlar ve tekrar gelen sel baskınları, ve son olarak da salgın hastalıklar' … insana o çok güvendiği, teknoloji ve medeniyetin onlar karşısında bir hiç olduğunu gösterdi ve göstermeye de devam edecek.

Dünya üzerinde hüküm süren güçler, inanç sistemlerini kullanarak insanı köleleştirerek, evrensel kimliğinden uzaklaştırarak, kendi kurdukları ve sadece kendilerine hizmet eden ve dünyanın bütün kaynaklarını tüketmeye odaklanmış olan düzenin her parçasının; her kolunun, teker teker yıkıldığını görecek. Şuursuzlaştırılmış, köleleştirilmiş ve ruhlarını kaybetmiş insanların da, liderlerin de , krallarının da kıyameti geliyor. Artık yeryüzünde dinlerin de hükmü kalmayacak.
Uyanmış olanlar bilir, gerçek iman evrensel bilinçten gelir.

Daha önce Kıyam’la ilgili olarak kitaplarımda ve diğer paylaşımlarımda yazmıştım. Kıyamet değişim, dönüşüm getirir. Bir çeşit ölümdür, bitiştir ama yeni başlangıçtır. Hani Yeni Çağ’cıların çok kullandığı bir terim var ‘’ Kuantum Sıçrama’’. Şimdi titreşimsel olarak, evrimsel olarak ve bilinç olarak tam anlamıyla Kuantum sıçrama olacak bir sürece girdiğimizi söyleyebilirim. Bu dönem 2017 de ciddi boyutta başladı. Önümüzdeki birkaç yıl zincirleme reaksiyonlar olarak giderek artan bir düzeyde değişim getirecek.

Bu değişime ayak uyduranlar, uyanmayı seçenler, doğayı onurlandıranlar ve sevgi titreşimiyle hayatlarını ve varlıklarını onurlandıranlar değişimin ve yeniden doğuşun sonrasında Evrensel birer varlık olarak Dünya’yı temsil edebilecekler. Size neler yapmanız gerektiğini söyleyeceğim.

Düşük frekanslı her şeyden uzak durun. Düşük titreşimli insanlara bir şeyler anlatmaya, uyandırmaya, onların bilinç seviyelerini yükseltip – algılarını geliştirmeye çalışmayın artık. Bu süreç bitti. Kendinize dönün ve olabildiğince titreşminizi , enerjinizi yüksek tutmaya çalışın. Çakralarınızı dengeleyin. Kendinizle ilgili olarak çalışmalar yapın. Bu sizin bulunduğunuz yerde size ulaşması veya iletişime geçmesi gereken insanları çeker. Onlara kapı açar. Her neredeyseniz ruhsal anlamda çemberinizi genişletin. Auranızı serbest bırakın. Vortex’lere veya yüksek enerji yayan bölgelere yakın olun. Enerji alanınızı genişletin ve sizin gibi olan, enerjisine güvendiğiniz arkadaşlarınızla çemberler oluşturun. Ve bu çemberlerin diğer çemberlerle zincir oluşturmasına izin verin.
Öyle ki Gaia’yı çepeçevre sarsın. Sevgiyle. Çünkü tek ihtiyacı olan şey bu.

Yüzüklerin Efendisi serisinini ikinci filmi İki kule' nin sonunda Sam’in sözleriyle devam ediyorum.
-Her şey size çok zor ve kötü geliyor olabilir. Burada ne işimiz var ? Hatta buraya hiç gelmemeliydik diyebilirsiniz. Ama buradayız. Büyük hikayelerde olduğu gibi, Mr Frodo. Gerçekten önemli olanlardaki gibi. Hepsi de karanlık ve tehlike ile doluydu. Bazen sonunu bilmek bile istemezdin. Çünkü son nasıl mutlu olabilir di ki…. Bu kadar kötü şey olmuşken, dünya eskisi gibi nasıl olabilir ki? Ama sonunda bu gölge sadece geçici bir şey. Karanlık bile eninde sonunda geçmek zorunda. Yeni bir gün gelecektir. Ve güneş parladığında artık çok daha parlak bir şekilde ışık saçacak. Akılda kalan hikayeler, bir anlamı olan hikayeler olacak. Nedenini anlamak için çok küçük olsan bile,... ama sanırım Bay Frodo, ben anlıyorum; artık biliyorum…o hikayedekilerin geri dönmek için pek çok şansı olurdu ama dönmezlerdi. İlerlemeye devam ederlerdi. Çünkü inandıkları bir şey olurdu.

–Biz neye inanıyoruz SAM?
-Bu dünyada biraz iyilik kalmış olduğuna Bay Frodo. Ve uğruna savaşmaya değer olduğuna. İşte burada bulunmamızın sebebi bu.




Toprak Anaya sevginizle sarılın. Onu kucaklayın. Varlığınızın amacı bu. Sevgiyle ve Işıkla bir olun.

Tara Gürses
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2694 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret39855
Saat