• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • TARA GÜRSES - YAZAR ve ARAŞTIRMACI KİŞİSEL WEB SAYFASI
KADIN OLMAK
Erkeklerin bilmediği ve hiç bir zaman anlayamayacağı bir şey var aslında. Kadın kimliğinin bedeli çok ağır. Sırf bu yüzden belki de zaman zaman cinsiyet değiştiren ve kadın olmayı seçen insanlara üzülüyorum.


Kadın olmak size daha küçücük bir kız çocuğuyken hayatı zehir eden bir kavram haline geliyor. Daha 3-4 yaşınızda anneniz size ''Yaşlı erkeklerden uzak dur. Onlara güvenme. Sakın yanına gelip seni sevmek isterlerse, izin verme, öpmelerine ve sarılmalarına izin verme '' şeklinde uyarılar yapmaya başladığında gördüğünüz her tonton yaşlı dede ya da amcadan korkar olursunuz.

Daha o yaşlarda babanız size dünyanın ne kadar kötü bir yer olduğunu ve insanların güvenilmez olduğunu, özellikle erkeklerin ne kadar pislik varlıklar olduğunu söyleyerek ama kendisini bu tanımlamadan uzak bir insan olarak göstererek sık sık uyardığına tanık olursunuz. ‘Ben erkeklerin neler düşündüğünü, nasıl davrandığını çok iyi bilirim' derler.

İlkokula başladığınızda, okul eteğinizin altına tayt ya da şort giyerek gitme ihtiyacı duyarsınız. Çünkü okul merdivenlerinden inip çıkarken ,aşağıdan gelen ve eğilmiş sizin bacaklarınıza bakan ve bacak aranızı görme umuduyla ağzı kaymış, erkek çocukları vardır. Hatta ders sırasında sözde yere düşürdükleri kalem, silgi gibi eşyalarını almak için sıraların altına eğilerek bacak dikizleyenler de. Ev ve okul arasında ister servisle gidin, ister yürüyerek mutlaka size asılan, sarkan , laf atan birileri olacaktır. Bu hiç bitmeyen bir eylemdir. Hatta tüm eğitim hayatınızda hemen her gün yaşarsınız bunu. Bazıları o kadar ileri gider ki, yüz vermediğiniz veya reddettiğiniz için ‘Güzelliğinin hayrını görme ’ diye beddua etme hakkını bile kendinde bulur.

Çünkü bir erkek eğer bir kadından hoşlanıyorsa onu artık kendi malı gibi görmeye başlar. Bu yedi yaşında da yetmiş yaşında da böyle . İster küçücük bir kız çocuğu olun, ister kadın eğer birisi sizden hoşlandıysa sizin üzerizde hak iddia etmeye başlar. Yani sizin fikrinizi ya da duygularınızı soran ya da önemseyen yoktur.

Bunu babanız bile yapar. Birisini beğendiğinizi ya da sevdiğinizi öğrendiği zaman deliye döner. Sanki kümesindeki tavuklara dadanmış bir tilki belası ile karşı karşıya kalmış gibi topa tüfeğe sarılır. Çünkü siz onun malısınızdır. Bir diğer erkek gelip de zorla sizi ondan alıncaya kadar. Belki çok ilkel olacak ama ben bunu hayvanların kendi alanlarını belirlemek için koku bırakma eylemine benzetirim. Tabii ki alt beyni ile hareket eden erkekler için söylüyorum bunu.

              

Eğer nazik, terbiyeli ve kibar bir kadınsanız, erkekler bunu farklı yorumlamaya çok meraklıdır. ‘Bana kuyruk sallıyor, benden hoşlanıyor ya da beni reddetmeyecek ’ mesajı alırlar hemen. Eğer dişliyseniz, ‘naza çektiğiniz ya da kendinizi ağırdan sattığınız ’ anlaşılır. Eğer sert bir cevapla reddedilirlerse de ‘ ya fahişesinizdir ya da sürtük’. Ve sizi kara listeye alıverirler hemen. ‘Her fırsatta taciz edilecek , rahatsız edilecek ve huzuru bozulacaklar ’ listesine…
Ancak ve ancak yakın çevrenizde dolaşan başka bir erkek gördüklerinde vazgeçecek ya da geri adım atacaklardır.

Birisinden gerçekten hoşlandınız ya da sevdiniz diyelim, bu erkek istisnasız her zaman size ‘diğer erkeklere benzemediğini, farklı olduğunu ve iyi bir erkek olduğunu’ söyleyecektir . Ve diğer erkeklerin iğrençlikleriyle ilgili bir sürü hikayeler anlatacaktır. Tabii ki kendisi hiç de öyle şeyler yapmamıştır. İster inanın ister inanmayın hayatımda karşıma çıkan ve gerçekten kaliteli ve farklı bir düzeyde ister arkadaş ister de sevgili olduğum ve evlendiğim erkekler bana bunları söylediler.
‘Ben farklıyım.'

Ama ilişki ilerleyip de onların istemediği ya da egolarına ters gelen şeyler yaşandığı zaman, o beğenmedikleri iğrenç erkeklerden hiç bir farkları kalmadığını gördüm. Erkek düşmanı değilim. Feminist de değilim. Hatta kadınları çok da eleştiririm. Beni herkes bilir, humanist bir bakış açısına sahibim. İnsan olmaya değer veririm, kadın, erkek, gay, lezbiyen, trans ne olursa olsun ama insan olmanın değerine inanırım.

Erkeklerin daha çok küçük yaşlardan itibaren evinde nasıl yetiştiği, toplumun onu nasıl etkilediğinin sonucudur nasıl bir adam olduğu. Bunun eğitimle falan alakası yok. Ne eğitimliler, kaç üniversite bitirmişler gördüm aklı fikri bacak arasından başka bir şeye çalışmayan. Ve çok merak ederdim bu kadarcık akılla nasıl olup da bu kadar okul okuyabilmiş , diye…




Bir kadın olarak iş hayatınız da her gün, bir engelli koşu gibidir. Sabah evinizden çıktığınız andan akşam evinize döndüğünüz ana kadar. Hele bir de bekar ya da boşanmış bir kadınsanız. Herkes size sahip çıkmaya kalkar. Size kol kanat germeye, kanatlarının altına almaya, 'Yardımcı' olmaya. Sanki kadın olduğunuz zaman sakat, zavallı, madur, aklı gidik, şaşkın ve tek başına sokakta yürüyemeyecek kadar aciz bir varlık muamelesi görürsünüz.
Ama yanınızda bir erkek görünürse, ‘sahipli’ mesajı alır ve geri adım atarlar. Sırf bu yüzden eşimden ayrıldıktan sonra da parmağımda evlilik yüzüğüyle dolaştım yıllarca.

Ayrılıklar da ayrı bir fecaattır. Siz bir erkekten ayrılamazsınız. Çünkü kendisi mükemmeldir. Erkektir. Size karşı kullandığı cümleler, hayatınıza getirdiği kısıtlamalar ve sizi ve size ait olan her şeyi de kendi malı gibi görme hakları vardır. Size hakaret edip, aşağılayabilir, küçük görebilir, yaptığınız hiçbir şeyi beğenmeyebilir. Sizi kendisinden başka kimsenin istemeyeceği şeklinde telkinlerle ezebilir. Ama ‘madem bu kadar berbatım, ayrıl ya da kurtul benden ’ dediğinizde ‘saçmalama’ der konuyu kapatırlar. Çok sıkıştıklarında özür diler, ağlar, yalvarır, duygu sömürüsü yaparlar. Ola ki affettiniz bu hiç bitmeyen bir devinim halinde hayatınızın bir parçası olur.



Şiddete hak görürler. Gerek duygusal, gerekse fiziksel. Çünkü kendileri fiziksel olarak daha kaba güç sahibidirler. Tecavüz ederler, çünkü onlara haktır. Sizden hoşlanmış, sevmiştir bir kere. Sizin isteyip istemediğinizin bir önemi yoktur. Kılığınıza, kıyafetinize karışırlar, saçınıza başınıza. Kiminle konuştuğunuza, nereye gittiğinize, ne ile meşgul olduğunuza. Arabanız varsa kilometre saatini bile işaretler, kaç km yaptığınızın, nerelere gittiğinizin hesabını sorarlar.

Bize annelerimizin öğrettiği bir söz vardır daha yeni geç kız olmaya başladığımız anlarda. ‘Dışarıda hanımefendi, evinde fahişe olacaksın. Kocanı elinde tutmak istiyorsan ’ Bu adamlar benim hanımefendi halimi beğenip de seviyorlarsa, evde neden fahişe gibi davranmam gerektiğini çok fazla sorgulamıştım uzun bir süre... Ve erkeklerden fahişelerden hoşlanıyor ya da onlara düşkünse neden onlarla evlenmiyorlar? diye de. Bir de hayatını bedenlerini satarak kazanan kadınlara etmedikleri küfür ve hakaret yokken.

Ancak erkeklerin bir kadına iyi davranmalarının ya da onlar için para harcamalarının tek yolunun onların bacak aralarının mutluluğuyla alakalı olduğunu öğrendim yıllar içinde. Bir gün tesadüfen bir hayat kadını ile tanıştım. Benden bir konuda yardım istemek için bana ulaşmıştı. Ondan öğrendiklerim benim erkeklere bakış açımı gerçekten çok değiştirdi. Bekarından evli barklı-çoluk çocuk sahibi olanlara kadar her yaş ve statüde erkekten iğrendim resmen. Tabii ki istisnalar var. (Öyle erkekler de tanıdım.) Ama akla hayale gelmeyecek iğrençlik ve cinsel fantazilerini gerçekleştirmek için o kadınlara gidip akşam da evine tıpış tıpış, hatta süklüm püklüm bir vaziyette 'hayatın omuzlarına yüklediği yükten dermanı kalmamış bir halde gittiklerini' ve dünyadan habersiz karılarına hayatı cehennem edip sonra da koyunlarına girip karılık vazifelerini yapmalarını istediklerini de öğrendim. Hatta bazılarının coşup, aynı cinsel fantezileri karıları ya da sevgilileri ile denemeye kalktıklarını ve istedikleri gibi olmayınca şiddete maruz bıraktıklarını da.

                  

Bu ülkede kadın daha küçücük bir çocukken cinsel kimliği altında ezilmeye başlıyor. Ve hayatı boyunca da bu çarpık ve sapık bakış açısıyla yüz yüze geliyor. Ülkenin kanunları, kanun yapıcıları da erkek ağırlıklı olunca, kadına ancak erkeğin izin verdiği ölçüde ve şartlarda yaşama hakkı tanınıyor.

İş hayatında öyle çok başıma geldi ki, size iltifat eden ve iş arkadaşından farklı yaklaşımda bulunan bir erkek olduğunda eğer ona tepki verir ve sınırlarınızı koyarsanız iş hayatınız da huzur diye bir şey kalmıyor. Serbest meslek sahibiyseniz ve kendi işinizi yapıyorsanız size hep 'yardımcı' olmaya çalışırlar. ‘Sen bu işi yap, ben sana çok yardımcı olacağım’ sözünü duymaktan ne kadar kustuğumu anlatamam. ‘Sen bana neden yardımcı olacaksın, sen kimsın ? Ben işimi yapıyorum, iş bittiğinde de herkes hakettiği parasını alır. Bu neden yardım oluyor ? ’ diye sorunca da o işten hayır beklemeyin. Mutlaka yardıma açık biriyle sizin arkanızdan iş bitireceklerdir.

Ya da ‘ bu kadar prensip sahibi olmasan, daha açık davransan, bir elin yağda bir elin bal da olur, rahat ve lüks içinde yaşarsın !’ diyebilecek kadar densiz ve özgüveni tavan yapmış sapıklarla mücadele edersiniz. Ben bunları yaşadım. Her defasında da kendim insanlığımdan utandım.
 
              

Eşiniz sizi iş ortamından uzaklaştırıp eve kapatıp, evinizin kadını, çoluk çocuğunuzun annesi olmanızı ister. Ne gerek var, senin çalışmanı istemiyorum, her yer sapık dolu, bela mı arıyorsun ? der. İşte o andan itibaren de sizin artık ne kendi ihtiyaçlarınız, ilgi alanlarınız, özel zevkleriniz ya da kendinize ayıracak zamanınız kalamaz. Bir erkeği en çok mutlu eden de budur işte. Kadını evine hapsedip dış dünyadan soyutlamak ve kendi ego merkezinde bir yaşam sürmesini sağlamak.

Hatta bu öyle bir hal alır ki, gece istediğini aldığında sabahları eve para bırakıp giden, almadığında ya da mutlu olmadığında kapıyı çarpıp çıkan ve bu şekilde cezalandıran haddini bildiren bir koca görürsünüz. Bu nedenledir çoğu kez evliliğin resmi fahişelik olduğunu düşündüm. Buna izin vermezseniz de dünyanın en asi, nankör, kadını olursunuz. Bu tür erkeklerin, tüm bunları yaşayan kadınların hala daha yüzlerine bakıp da nasıl olup utanmadıklarını , aklım almıyor. Erkekliği, erkek olmayı adam olmanın kıyısında geçmeyen insan müsveddelerinin temsil ediyor olması da çok utanç verici. Erkeklerin kadınlara bu kadar baskı ve zulüm göstermelerinin, ezmelerinin, aşağılamalarının kendi zavallılıkları olduğunu anlamaları için ne yapmak gerek bilmiyorum.




Bu tarz erkekler gördüğüm zaman bunları nasıl kadınlar büyüttü acaba diye düşündüğüm de olur sık sık. Ama o kadınların kocaları ve ev ortamı gelir hemen aklıma. Çocukların yetişkinleri taklit etme eğilimi de. Çevresinden gördükleri ve öğrendikleri de. Çarpıtılmış ve erkekler tarafından yeniden yazılmış , düzenlenmiş dini inançlar ve öğretilerin etkisi de. Kadın ve erkek arasındaki uçurumu yaratan bir Yaratıcı'nın varlığı da.

Tüm inanç sistemlerinde öğretilerde ,üzerinde yaşadığımız ve var olmamızın tek sebebi gezegenimize bile toprak ana tanımlaması yapılmasına ve her şeyimizi ona borçlu olduğumuz, o olmazsa olmayacağımızın vurgulanmasına rağmen. Bugün insanlığın o toprak anaya reva gördüğü zulme ve katliama bakacak olursak, tüm kadınların global olarak ayağa kalkarak haklarını aramaları ve kendilerine ve dünyamıza sahip çıkmalarını öneririm, fazla geç olmadan. Çünkü bunu ancak kadınlar yapabilir. Erkeklerden beklemeyin. Bedeninize de, ruhunuza da, hayatlarınıza da ve üzerinde yaşadığımız toprak anaya da siz sahip çıkın. Sizin farkındalığınız bu olmalı, farklılığınız bu iken zaten.

Tara Gürses - Yazar
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
746 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam11
Toplam Ziyaret39855
Saat